Sigorta dünyasında taşlar yerinden oynuyor, hem de ne oynama. Masada, hepimizin cüzdanını ve en önemlisi gelecek yatırımını doğrudan ilgilendiren iki dev konu var: Sağlık ve trafik. SEDDK Başkanı Davut Menteş’in açıklamaları, sektörde yeni bir devrin kapısını araladı. Biz de sahadaki tecrübemizle, süslü lafları bir kenara bırakıp “Bu işin aslı nedir, vatandaşa ne faydası var?” sorusunu masaya yatıralım.
Özellikle sağlık tarafında yıllardır müşterilerimizin en büyük karın ağrısıydı o meşhur “Ömür Boyu Yenileme Garantisi”. Vatandaş haklı olarak soruyordu: “Ben yıllarca prim ödedim, yaşlanıp hastalanınca beni kapı önüne koyarlar mı?” İşte 1 Ocak 2026, bu korkunun bittiği tarih. Yeni düzenleme diyor ki; eğer 60 yaşın altındaysanız, sigorta şirketi size teklif verirken bu garantiyi sunmak zorunda. Keyfiyet yok. Şartlar da gayet makul: Üç yıl boyunca poliçeni kesintisiz devam ettir, hasar prim oranın yüzde 80’in altında kalsın, garantiyi kap. Bu hak bir kere alındı mı, SBM tarafından tescilleniyor. Yani bir nevi tapu gibi düşünün; şirket değiştirseniz bile hakkınız baki kalıyor.
İşin finansal boyutu ise asıl devrim burada. Menteş’in de vurguladığı gibi, bu garanti cebinizdeyken şirketler size sonradan çıkan o maliyetli, kronik hastalıklar yüzünden “Sen artık risklisin, senin primini üç katına çıkardım” diyemeyecek. Bizim sektörde bazen acenta arkadaşlar bile müşteriye bunu anlatmakta zorlanırdı. Ama artık kural net. Tamam, genel sağlık enflasyonu veya yaşa bağlı standart artışlar olur; ancak sizin şahsi hastalıklarınız yüzünden size özel fahiş fiyat çekilemeyecek. Bu, sağlık sigortasını basit bir güvence olmaktan çıkarıp, resmen bir yatırım aracına dönüştürüyor.
Bekleme süreleri meselesi de tam bir arap saçına dönmüştü. Yeni sistemle o da çözülüyor. Mevcut uygulamada her şirket değiştirdiğinizde veya yeni poliçede süreler baştan başlayabiliyordu. Artık bekleme süresi sadece ilk girişte, yani sisteme “merhaba” dediğinizde uygulanacak. Sonrasında, yenilemelerde veya şirket geçişlerinde sil baştan süre saymak yok. Sektörde şu an yaklaşık 8.5 milyon sağlık sigortalı var. Bu sayı neden artmıyor? Güven eksikliğinden. Bu belirsizlikler kalkınca, “ölçek ekonomisi” dediğimiz mantık devreye girecek. Havuz büyüdükçe, primlerin vatandaşa yansıyan maliyeti matematiksel olarak düşmek zorunda.
Gelelim trafiğe, orası tam bir cadı kazanı. Başınıza bir kaza geldiğinde, daha şoku atlatamadan telefonunuz çalıyor. Kim? Hasar aracıları. Sizi sigorta şirketine karşı doldurup, vekalet kapmaya çalışıyorlar. Tam bir sektör olmuş bu iş. İstatistikler korkunç: Her 100 hasarın 40’ı mahkemelik oluyor. Masraflar, vatandaşa ödenen parayı geçiyor. Yeni sistemde bu düzene çomak sokuluyor. Artık eksper, kaza raporunu yazarken aracınızdaki “değer kaybını” da otomatikman hesaplayacak. Sizin ekstra bir talep açmanıza, aracı peşinde koşmanıza gerek kalmayacak. Para direk hesabınıza yatacak.
Bir de “akıllı atama” sistemi geliyor ki, bu çok önemli. Eksper atamalarında ahbap-çavuş ilişkisi bitiyor. Teknoloji, o hasara en uygun uzman kimse onu atayacak. Tarafsızlık ve hız artacak. Özetle, oyunun kuralları tüketici lehine sert bir şekilde değişiyor. Sağlık poliçesi artık “başıma bir iş gelirse” diye alınan bir kağıt parçası değil, yaşlılık günleriniz için hayati bir kalkan. Trafikte ise hakkınızı almak için avukat avukat gezme devri kapanıyor. Bizim görevimiz de bu noktada başlıyor; bu hakları size doğru anlatmak ve o “ömür boyu” güvencesini sisteme doğru işletmek. Geç kalmadan, özellikle 2026 öncesi pozisyonunuzu gözden geçirmekte fayda var.






